CERN'de neler oluyor?



Hergün birçok öğrenci kardeşimden mail alıyorum. Herkesin merak ettiği ortak bir nokta CERN'de yapılan deney tabii ki. Bana sorulan soruların başında, son zamanlarda meydana gelen depremlerin bu deney yüzünden olduğunu soranlardan tutun da, bu deney sonucunda açılacak bir kara delik dünyayı yutacak mı diyen birçok kişi oluyor.

CERNdeki deney çok kapsamlı bir olay. Tabii ki iki satırla anlatabilinecek birşey değil. 16 Eylül 2008 tarihinde Teksatır Bilgi Sitesinde bu konu üzerine kısa bir köşe yazısı yazdım, belki okumayanlar olabileceği için, aynı yazının bir kopyasını buraya ekliyorum. Yazının orjinaline Teksatır'ın arşivinden de ulaşabilirsiniz. Başka sorularınız ve yorumlarınız olursa buraya yazabilirsiniz.

***

YÜZYILIN DENEYİ VE MAYMUNLAR
(Kaynak: www.teksatır.com.tr)
Ocak 1961'de NASA ilk astronotunu uzaya gönderdi. Ancak pilot koltuğunda bir insan değil, Kamerun'da yakalanıp Amerika'da bir hayvanat bahçesine getirilmiş ve daha sonra Hava Kuvvetleri tarafından satın alınıp eğitilmiş 'Ham' adında bir şempanze oturuyordu. Haliyle pilot insan olmayınca eğitimi de farklı oluyor. Ham'ın bu uçuş sırasında yapması gereken en önemli görev, mavi ışığı gördüğünde önündeki kolu ittirmesi olacaktı. Bunun için 2 sene uğraştılar, ışık yandığında kolu ittirmezse orta şiddette bir elektrik yiyor, ittirirse muzu kapıyordu. Tabii ki astronot Ham elektrik yerine muzu tercih edince, eğitimini kolaylıkla bitirip uzaya gitti. Geri geldi ve milli kahraman olarak tarihe geçti.

ABD uzaya insan yollamada henüz tereddüt edip şempanzeleri islah etmeye uğraşırken; aslında ne kadar çok vakit kaybettiğini, rakibi SSCB ilk astronotunu sadece 3 ay sonra uzaya yollayınca fark etti. NASA altta kalamayacağı için, hemen bir sonraki ay astronot Alan Shepard'ı Mercury 3 kapsülüne koydu. Shepard Jr. TV kameralarının karşısında ertelenen kalkış için saatlerce kapsülde beklemek zorunda kalınca; kimsenin önceden tahmin etmediği birşey oldu. Shepard'ın çişi geldi. Ama ulusal bir kahramanın 'bir dakika, inip iki dakikada tuvalete gidip geleyim' demesi skandal olacağı için; kontrol merkezinin de izniyle mecburen çişini daracık elbisesinin içine salmak zorunda kaldı. Bu uçuşta NASA Shepard'ın kalp atışlarını göğüs kısmına bağladıkları elektrotlardan izliyordu. Ancak iletken idrar alttan yukarıya yükselip elektrotlara varınca, merkezde okunan değerler karmakarışık oldu. Böylece NASA'ın ilk insan astronotu uzaya ıslak gitti geldi.

Bu ve bunun gibi birçok tecrübeden öğrenen NASA, hem bir sonraki yolculuklarında aynı hatayı tekrarlamadı; hem de yeni teknolojiler üretti ve günlük hayatımızda farklı amaçlarda kullanılacak ürünler haline getirip insanoğlunun hizmetine sundu. Ancak uzaya ilk giden Gagarin oldu. ABD yaşadığı tereddüt yüzünden, bu unvanı bir daha geri alamamak üzere Sovyetlere kaptırdı.

Gelişen teknoloji hayatımıza önemli değişiklikler getiriyor olsa da, temel kalıplar aynı kalıyor. Mesela denizaşırı seyahatlerde kullanılan uçaklar hangarlarda 1-2 ayda birleştirilirken, yakında satışına başlanacak Boeing 7E7 serisi için sadece 3 gün yeterli olacak. Sonuçta üretilen ürün uçak ama artık zamanın akışı değişecek; en iyi sonucu en kısa zamanda alabilen ürünler piyasada hak ettikleri değeri görecekler. Tereddüt etmeye yer olmayacak. Bu ürünü üretebilecek zekâlar, kendi iş alanlarında vazgeçilmez kişiler olacak, yerleri doldurulamayacak hale gelecekler.

40 senedir gelişen ve hayatımızı etkileyen başka bir teknoloji ise 'iletişim'... Gene 60'lı yıllara dönersek... O dönemlerde, mesela biyologlar DNA'nın varlığını ve belirli kodlar üzerine kurulduğunu biliyorlar, ancak bu kodların hangi mantıkla bağlı olduğunu ve bu bilginin ne işe yarayabileceğini anlayamıyorlardı. Taa ki, İskoç bilim adamı Ian Wilmut ölmüş bir koyundan aldığı DNA örneğini bir yumurtaya aşılayıp, 'Dolly' adlı koyunu klonlayıncaya kadar... Bugün Japonya, Amerika ve Avrupa ortak projesi olan GENOM ile; bu kodlar yavaş yavaş açıklığa kavuşuyor olsa da, aslında ilk klonlanma işlemini gerçekleştiren Wilmut değildir. 1963 yılında Tong Dizhou isimli Çinli bir bilim adamı bir balığı klonlamayı başarmış, ancak yazdığı makale Çince olduğundan kimsenin haberi olmamıştır.

Hâlbuki bugün internet sayesinde bu gerçeği biliyoruz. Dünyadaki en uzak noktanın bile tek tıklamayla odamıza geldiği bu teknoloji, bizi öğrenmenin sınırsız dünyasıyla tanıştırıyor. Birçok kişi bilmese de, aslında bugün kullandığımız internetin temelinde yatan 'web teknolojisi' 1989 yılında Tim Berners Lee ve Robert Cailliau tarafından CERN'de başlatılan ENQUIRE projesinin sonucudur. Başlarda, bilim adamları ve araştırmacıların bilgi alışverişine katkıda bulunması için geliştirilmiştir, ama 1993'de yine CERN tarafından herkesin kullanabileceği açık bir platform olacağı ilan edilmiş; bugünse dünyanın her köşesini birbiriyle bağlayan ve yeni yüzyıla damgasına vuran bir teknoloji haline gelmiştir.

Nedense internet ile ülkemizde anılmayan CERN, 'büyük patlama deneyini yapacağını' açıklayınca: 'Karadelikler açılacak, dünya yok olacak' gibi felaket teorileriyle birden bire gündeme oturuverdi. Tabii ki hiç bilinmemesinden daha iyidir. Ancak, bazı konular öyle üstünkörü geçiştirildi ki, mesela Tübingen Üniversitesinden bir araştırmacının fizikle ilgisi olmayan bir grupla 'dünya yok olacak' diye Avrupa mahkemesine yaptığı başvuru; 'Alman bilim adamları deneye itiraz ediyor' diye algılandı. Bizler (Japonya) ve Türkiye, gözlemci statüsüyle olayda bulunmak için taklalar atarken; falan şarkıcının hayatını, sevgilisini, hatta oğluna aldığı arabasına kadar bilenler; cep telefonunu bulan kişinin adını bile bilmezken, böylesine teoriler ürettiler. 'Bu deneyin gerçekleşmesi için doğrudan veya dolaylı katkıda bulunmuş kişilerin emeklerine saygısızlık ettiklerini hiç akıl edemediler mi?' diye düşünüyor insan...

Aslında, kullandığımız hiçbir teknoloji gökten zembille inmiyor. Milyonlarca insanın alın terini taşıyor. CERN'de planlanan bu deneye uzanan yolculuk da, aslında 1960'lı yıllarda başladı. O dönemlerde uzay üzerine çalışan bilimadamlarına 'Evren hiç yoktan mı var oldu? Yoksa hep var mıydı?' gibi bir soru sorsaydınız, büyük ihtimalle cevap veremeyeceklerdi. 1965'de 'Bell Telefon Laboratuarı'nda çalışan iki radyo astrologu bu soruya bir teori ürettiler. Uzayın kozmik arka fonunda 20 milyar yıl önceki olası büyük bir patlamadan arda kalan bir sesi keşfettiler. Bu da bir başlangıcın mümkün olduğu teorisini güçlendirdi.

CERN o dönemlerde de vardı. O zamanlarda da parçacıkları hızlandırma üzerine deney yapıyorlardı. Ama bu denemelerden çıkan sonuçlar, o dönemin teknolojisi ve bilgi kapasitesiyle belirli bir yeterliliğin üzerine çıkamıyordu. Bugün ise artık sınırlarımızı aşabileceğimiz noktaya geldik. 20'inci yüzyılda, makinelerin bizden daha zor işleri yapabileceğini gördük. Bu yüzyılda ise bilgisayar teknolojisini öyle aşamalara getirdik ki; mesela 4 büyük CERN detektörü, saniyede 600 milyon kez data okuma kapasitesine sahip bir teknoloji haline geldi.

Bu kez, insanoğlunun bilgi üretme yolculuğunda belki de en önemli adımlardan birini atmaya hazırlanıyoruz. 7000 bilim adamı ve mühendis; İsviçre'nin Cenevre ve bazı Fransız köylerinin 100 m. altından geçen 27 km. çapında bir parçacık hızlandırıcı tünelde atomdan daha ufak bir parçacığı ışık hızının 0.999999991 kadar hızlandırıp, ters taraftan gönderilecek bir proton grubuyla çarpıştırmayı planlıyorlar. Temelde yatan fikir, evrenin oluştuğu ilk 'trilyonda bir saniye' anında ortamda var olduğu tahmin edilen voleybol topu büyüklüğündeki ısı ve toz bulutunu yeniden yaratmak. Ancak bu deney, büyük patlamadaki gibi saniyenin trilyonda birinde değil, 7 yıllık uzun bir programla gerçekleşecek.

Yarısından çoğunun 1960'lı yıllarda doğmamış olduğu bu grubun; çalışmalarından beklenen sonuç çıkacak mı, bunu tabii ki kimse bilemez. Ama yeni bir buluş, yeni bir fikir ve sonuçta bilgi darağacımıza ekleyeceğimiz yeni bir bilgi, bizi maymundan gerçek insana dönüştürecek uzun bir evrim yolcuğunun önemli adımlarından biri olacak. Bu yolculuğa beraber çıkmamakta direnenlerse, maymun olarak kalmayı tercih edenler olacak...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !