« Önceki |

4/10/2009

Türk'ten Samuray Olur mu?


Geçen hafta Ulaştırma Şurası'na katılmak için İstanbul'daydım.

Şuranın başarısı ve bundan sonra diğer büyüklerimiz ile beraber çizeceğimiz uzay araştırmaları ve yolculuğu yol haritasının kabulünün yanısıra, beni çok sevindiren diğer bir konu, çok sevgili dostum Mehmet Çağçağ ile yazdığımız  Türk'ten Samuray Olur Mu? isimli kitabımızın Cadde yayınevinden basımı oldu. Kitabın özetini ve sevgili dostumuz Cem Yılmaz'ın yazdığı önsözü ekliyorum.Vakti olup okuyan herkesin yorumlarını dört gözle bekliyoruz...

***
Bu kitap gelenek, görenek ve kuralları olan bir toplumda, kendi bilgisi ve doğrularıyla savaşını vermeye devam eden bir Türk bilim insanının öyküsüdür. Bir Ahmet'in, bir Mehmet'in, bir Hasan'ın samuray olup ta katana takıp dolaşmasına gerek yoktur. Gerekli olan, hangi milletten olursa olsun, aklın ve mantığın, bilginin yolundan ayrılmadan, güçlükler karşısında yılmaksızın hayat savaşına bir samuraymış gibi devam edebilmektir.
***

***
Kitabın adındaki soruya cevabım; Olur! Ama ihtiyaç var mı derseniz bilemem... Doğu ve Batı ayrımının ötesine geçmiş yazarın, 'Alın bu tecrübeler sizin olsun' diyerek cömertçe paylaştığı teknik bilgilerini dahi okuturken bizi zora sokmak yerine rahatlatması NASA'da tanıdığım var hissini uyandırıyor. Elbette kişinini karşısındakinin anlayabildiği kadar anlatabilmesi de yardımcı oluyor onu anlamamıza. 'Sus ! İcat çıkarma'' kültürünün içinden yetişmiş biri olarak bunu hem söyleyeni, hem 'buluşçuluğu' sevmek mizahçı olarak bizim kaderimiz olmuştur.

Bilmediğini bilmemek denilen travmadan çıkan her açık zihin için 'cahillik' bir erdem değil, olsa olsa bir haldir... Cahilliği, bilmemeyi bir kader, genetik bir rahatsızlık gibi algılamaktan genç yaşta sıyrılan kahramanımızın fantastik film karakteri olarak değil de, o işi bildiği, öğrendiği ve yaptığı için çalıştığını anlıyor ve makul buluyorum.

Cem Yılmaz
***

15/9/2009

Atatürk...


Bir hafta ara ile Osaka ve Shizuoka kentlerinde 'Serkan Koleji' ni açtık ve toplamda 60 öğrenci toplansa büyük başarı olur derken 348 öğrenciye ulaştık. Benim ve ekibim için gerçekten inanılmaz bir mutluluk... Öyle ya, dünyaya teknoloji dediğin budur diye öğreten Japon hızlı tren sisteminin (Shinkansen) tasarımcılarından tutun da; Sony, Panasonic ve Toyota gibi devlere varan geniş öğrenci kitlesiyle kolejimizin tek amacı, 21. yüzyılda dünyaya şekil verecek yeni teknolojileri öğrenip, geride kalmamak, her zaman ileriye bakmak...

Çünkü her aklı başında adam biliyor ki, gelecekte ne olduğunu okuyamazsa, kendi geleceği de olamaz. Bunu anlamak hiç de zor birşey değil...

İleriye bakmayı, geride kalmamayı kimden öğrendim derseniz, hayatta bugüne kadar izinde yürüdüğüm ve vizyonuna saygı duyduğum tek insandır ki, o da Atatürk'tür.

Ama nedense biz ileriye doğru hedef gösterdikçe, inanılmaz insanlar çıkıyor.

Osaka'daki kolejin açılışının öncesinde, bir davet üzerine Tokyo'dan sabahın ilk uçağıyla Fukushima eyaletine Nihon Üniversity (Japonya Üniversitesi) nin orta ve lise eğitimi veren okuluna 800 öğrenciye bir konferans vermek için geldim. Konferans öncesinde okul müdürü ve yardımcılarıyla beraber sabah kahvaltısı yaparken, müdür lafı evirip çevirip bir soruya getirdi. Soru aynen şöyle idi; 'Serkan Hocam, siz asansöre ATA adını vermişsiniz, ama ben geçenlerde bir Türk ile tanıştım ve o Türk bana dedi ki, Atatürk Türk kültürünü latin alfabesini getirerek silip atmış bir adamdır ve aslında Türkiye'de saygı görmez. Türk halkı onu sevmez ve düşmandır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?'

Sen ki ha, taa o okula kadar Atamızı kötülemek için kalkıp gitmişsin, bu satırları okuyorsan (ki günde 3000 kişi okuyor bunu belki merak edip bugün bu ATA projesini yapan ne yazmış diye merak edip te okuyorsan) bu satırlarım sana;

Üşenmeden taa Fukushima'lara gidip Atatürk'ü kötüleyeceğine, o enerjini insanlık için daha verimli bir projede kullansaydın, utanmadan cebine koyup taşıdığın o pasaporta biraz daha saygı duymayı bilseydin ama sen müdürün aklını aldım derken, aslında ondan sonra benim gelip de sırf müdürün aklını değil, beraberinde yüzlerce öğrencinin (ve akabinde konuk profesör olarak ders de verdiğim üniversitesindeki öğrencileri saymıyorum) de aklını senden daha çok alacağımı bilseydin, belki hiç o zahmete katlanıp oralara kadar gitmezdin.

Belki de bu şekilde davranmaya devam edeceksin...
Sana buradan çok öz bir mesaj...
Senin gibi haysiyetsiz insanlar oldukça, ben daha çok olacağım.
Sen burada ne kadar ülkeni kötülersen, ben iki katı öveceğim.
Ben burada oldukça ve elim ayağım tuttuğum sürece, ülkemiz Japonya'da olması gerektiği gibi tanınacak. Sen ve senin gibiler burada HİÇBİRŞEY yapamayacaksınız.

Aklında olsun! Sen kaybedeceksin.
Cebindeki pasaporta saygı duymayı öğreneceksin.

Bence değerli vaktini boşuna harcama....
Eğer kendince değerli olduğuna inanıyorsan...
Ama benim için sıfırsın.

Başka bir eyalette görüşmek üzere...

17/8/2009

Geçmiş mi, yoksa gelecek mi?


Yeni kitabın heyecanı henüz bitmeden, Japonya'da yazdığım 'Uzay Asansörü' kitabım da bugünden itibaren Kore'de satışa sunuldu. Yabancı dillere çevrilen kitapların yazarı olmak çok büyük bir mutluluk. Bunu Zaman Makinası Korece ve Çinceye çevrildiğinde ilk defa hissetmiştim. Tabii ki, bu yeni çeviride de ne yazdığı hakkında kelime anlamadım ama elimden düşürmedim bugün, defalarca sayfalarını çevirdim. Bir tek ilk sayfaya annem ve babama hitaben yazdığım mesaj Türkçe kalmış; 'ayrı geçirdiğimiz 25 seneye rağmen, her zaman yanımda olduğunuz için teşekkürler' diye...

Bu sabah ayrıca, üniversitemizin 4 Koreli öğrencisi labaratuvarıma gelip bana Korece kitabımı imzalattırdılar. Kore'de ne kadar kitap okunur, bizim kitap geniş kesimlere ulaşır mı diye ağızlarını yokladığımda; kesinlikle iyi rakamlara ulaşır diye fikirlerini söylediler. Tabii ki dedim, Kore Savaşından gelen dostluğumuz da var. Cevapları mükemmeldi;

'Kore Savaşı falan artık kimsenin düşündüğü yok. Herkes ileriye bakıyor. Bu kitap da onları ileriye götürecek ufak fırsatlardan sadece bir tanesi. Bu kitap satarsa, geçmişi değil, geleceği gösterdiğinden başarılı olur.'

O zaman geleceği göstermeye devam ediyoruz...

11/8/2009

Yeni kitap 'Cebimdeki uzay'



İşlerimin yoğunluğu nedeniyle uzun zamandır yazamıyorum, özür dilerim. Yoğunluğumdan dolayı Ağustos'un ortasında ailemi görmek için İzmir'e yapacağım seyahati de Eylül sonuna bırakmak zorunda kaldım.

Bu haftanın başında Japonya'daki dördüncü kitabım Cebimdeki Uzay (Poketto no naka no uchuu) yayınlandı. Cep kitabı boyutunda olan ve 30.000 adet basılan bu kitapla, okuyucu kısa olarak beni tanıdıktan sonra, yaptığım çalışmaları ve geleceğe yönelik perspektiflerime öğrenme şansını yakalıyor.

Aynı perspektifleri Nisan ayının başından beri Tokyo'da açılan Serkan Kolejinde de aylık dersler olarak vermeye başladım. Eylül'de Osaka ve Shizuoka kentlerinde de açılacak olan Serkan Koleji, bundan sonra geleceğe yön verecek kişilerin eğitimlerine, ama en önemlisi vizyonlarına katkıda bulunmaya çalışacak.

Ayrıca ilk Türkçe kitap çalışmasında da son noktaya geldik. Çağçağ'ın çizgileriyle daha da bir güzelleşen ilk Türkçe kitabım 'Türk'ten samuray olur mu?' Ağustos sonu veya Eylül başı gibi ülkemizde de okurlarıyla buluşacak.

Kısacası durmuyoruz, sadece işle yetinmiyor, bu çalışmalarımızı geniş kesimlerle de paylaşmak için elimizden geleni yapıyoruz. Birbirimizden daha çok öğrenmek dileğiyle...

4/6/2009

Bir kez daha Turkiye...



Bir aksilik olmazsa, yarin aksam sekizde Tokyo'dan gelen THY ucagi ile Istanbul'a iniyorum.

Yola cikmadan onceki son gun, tasarimini ve ilk deneme versiyonunu tamamladigimiz akilli ev unitemizi benim eve bagladik.  Ilk asamada evin icerisindeki elektrik akisini kontrol etmenizi saglayacak ve bundan sonra uzerine yapacagimiz eklemelerle sadece elektrik degil , gaz, su ve atik sistemlerini kontrol edecek sekilde ogrenmeye baslayacak.  Gelismeleri mumkun oldugunca buradan aktarmaya calisacagim.

Bu yukun uzerimizden kalktigina sevinirken, ayni gunun aksami Kore'de 2 hafta once piyasaya cikan 'Zaman Makinasi' kitabimin Korece kopyasi da elime ulasti. Uzay asansoru kitabinin da Korece cevirisi bitti ve Cince cevirisi devam ediyor. Isin guzeli, yakinda bir de Turkce kitap da geliyor. Bu sene Japonya'da 3 yeni kitap daha cikacak oldugundan bu seferki Turkiye ziyaretim bir nevi dinlenmek icin son firsat olacak.

Ama programimiz yogun.

Pazar gunu sabah 3. kez Bir Gunlugune Bilim Adami Olalim projesinde bulusuyoruz. 60 kisi uzerinde danisman ve 200 genc bilim adami ile Turkiye'nin ilk uzay istasyonunu beraber dusunecegiz. [Not: Danisman ogrencilerden aksam programi olmayanlar icin GYTE'den katilan ogrenciler bir aksam yemegi plani yapiyorlar, vakti olan herkesin katilmasini umit ediyorum.]

Pazartesi gunu oglen gene geleneksel konferansimizda calistaya katilan ve katilamayan butun ogrencilerle bulusuyoruz. Yer ve zaman www.bgbao.org da yaziyor. Herkesi bekliyoruz. Sali gunu ogleden sonra TRT1 Radyo'sunda Yasarken kusak programinin 'Gelecegin Mucitleri' kosesinde gene BGBAO'yu anlatiyoruz. Ayni gunun aksami Avcilar'daki tum okullarin lise ogrencileri ile bulusuyorum.

Carsamba gunu Istanbul'dan ayrilip Sanliurfa, Persembe gunu ise Kahramanmaras'ta gene orta ve lise ogretimdeki ogrencilerle bulusup tecrubelerimi aktarmaya calisacagim. Persembe aksami TRT Turk'te 23:10'dan itibaren 40 Dakika programina konuk oluyorum. Cuma gunu ise sabahtan Istanbul'a donup, Hava Harp Okulu Komutanligi- Havacilik ve Uzay Teknolojileri Enstitusu'nun duzenledigi RAST2009 konferansinda agirlikli olarak Japonya'dan katilacak ve uzay teknolojilerinin yeryuzune transferi uzerine yogunlasacagimiz iki ozel oturumu yonetecegim.

Her ne kadar buna dinlenmek adini veriyorsam da, Turkiye'de gecirecegim bir haftayi ve tanisacagim yeni ogrencileri dort gozle bekliyorum...